Hoş Vakitler
Etrafımda çok fazla Türkçe kelime vardı geldim geleli... Yazamadım... Tam bir cümle düşüyor aklıma derken televizyonda bir müzik, bir klip... Haydaaa bir ses kalabalığı, cümle kirliliği kulaklarımda...
Unutmuş muyum seni ben İstanbul, ne? Gittim sonra o karmaşadan...
Çok uzaklara...
Denizler aştım... Yunuslar gördüm... Tarlalar da yürüdüm de toparlandım bir nebze...
Şirince'de bir konaktayım şimdi... Ses yok... Televizyon yok... Müzik yok... Tık yok... Sadece bir köy köpeği havlıyor dışarda, bir de yürüdükçe gacur gucur tahta sesleri konaktan çıkan... Oohh diyorum... Yazabilirim şimdi... İstanbul tüm kelimelerimi çalmıştı elimden ama bu sessizlikte yeniden {kendim} olabilirim...
Belki de hep burada kalabilirim...
Üzüm ya da elma yetiştirebilirim...
Şarap Festivallerinde boy gösterebilirim...
Bahçemden topladığım kavun, ahududu, frambuaz, nar, çilek ya da böğürtlenden kendi şarabımı imal edebilirim...
Unutulmaz kahvaltılar hazırlayabilirim...
Kendi şarkılarımı besteleyip, gitar çalmayı öğrenebilirim...
Bu arnavut kaldırımlarda aynı sevgiliye defalarca aşık olabilirim...
Bir daha asla Amerika'yı anmayabilirim...
Yarın daha detaylı düşüneceğim tüm bunları aslında...
Ve siz bu satırları okurken ben çoktan Bodrum yollarına düşeceğim ...
Bu da böyle absürd bi durum işte...
Sormayın...
Çünkü sorarsanız; asla susmayabilirim...
::n::




