Her çekmece bu kadar düzgün değil tabii…
En muntazam ve fiyakalısını çektim…
Yeni yuva düzene giriyor…
Yeni kutulardan eski eşyalarımız çıktıkça mutlu oluyorum…
Bir kısmı gereksiz birçok obje ama mutlu ediyor bir şekilde işte… Bu arada objelerle diyaloglar yaşadığımı farkettim – ki bunun iyi birşey olduğunu hiç sanmıyorum…
“Ben olmasam seni başka kimse almazdı, biliyor musun?” gibi bir soruya saf saf cevap beklemeden gülüyorum sadece… Neyseki hepsi beynimin içindeki mıkırtılar…
Kutulardan çıkan herşeyi özenle yıkıyor, siliyorum…
Tek tek…
“Ah, seni kırdılar mı güzelim?” dediklerim var...
{bakınız; bir obje diyaloğu daha}…
Ve işin daha da korkutucu yanı, bu objelerden birşeyler öğreniyorum ben…
Sormayın bile, açıklayamam…
Umut, bazen bir şeker kavanozunun kapağıymış mesela…
Kutulardan çıkan milyon kağıdın arasındaydı ilk gördüğümde… Sonra pat kayboldu şekerliğimin kapağı…
Altı üstü bir kapak oysa… Mudo Concept’ten almıştım… Ucuzdu, indirimdeydi… Çok özel değil yani…
Ama alırken Marmaris’teydim… Aldığım sırada annemleydim, kardeşimleydim… Onu aldıktan sonra marinada yürüyüş yapacaktık, kumpir yiyecektik… Her çayıma, kahveme şekeri onlarla beraber alıyordum bu şekerlikten... İşte bu yüzden özeldi…
Marmaris’ten İstanbul’a… İstanbul’dan New York’a… New York’tan New Jersey’e… New Jersey’den California’ya kadar değil kırılmak, çatlamadan gelmeyi başarmıştı da böyle mi olacaktı sonu?
O kaybolunca yanında annemle kardeşimi de götürdü sanki... {Biliyorum, bazılarınız benim bir doktora görünmem gerektiğini düşünüyor okurken… Aynı fikirdeyim…}
Kaybolunca çok üzüldüm…
Yeni evimde en çok o eski şekerliğimin kapağını istedim…
Sevgilim “unut” dedi… “Ben sana yenisini, daha güzelini alırım” dedi…
“I-hıı, olmaz… İlle de o…”
Evin bütün işini bırakıp o kağıtlar arasında saatlerce minicik bir kapak aradık… Aslında aradığım; sevdiğim o Marmaris hatıramdı…
“Yeni ev yuttu ne güzel anımı” dedim…
Yok, yok, yok…
Bir süre geçti…
Umudumu kestim…
“Kapaksız da güzel” dedim…
{Duygu ayarlama çabaları…}
Sonra yeni yuvayı eksik bir hatırayla yerleştirmeye devam…
Yeni yuvada yaşanan ilk minik hayal kırıklığı…
Yaşandı, bitti…
Bir süre daha geçti…
Sonra hayatımın aşkı “gözlerini kapa” dedi…
“Elini ver…”
“Şimdi aç gözlerini…”
KAPAK avucumda…
Koskoca Marmaris, annem, kardeşim, marinanın yosun kokusu, kumpir avuçlarımda…
Yeni ev, eski anı…
Kahramanım; sevgilim benim…
Bu masal da burda bitti…
Açılmayı bekleyen kutular ve motivasyonum
Yeni evi yerleştirmeye devam…
Kutular… Kutular… Açılacaklar, açılanlar… ‘Herkes kendi yoluna’ diyerek vedalaşacağımız eşyaların gireceği kutular; üzerinde GoodWill, Salvation Army, Red Cross yazan… ‘Seni başkası da istemez’ kutusu bir de; doğru çöpe… Kısacası; yeni hayatım kutu kutu pense bu aralar…
Yeni evde, yeni güne sabah 5 buçukta uyandım bugün… Bundan sonra böyle… Yeni düzen, yeni hayat… 3 saat daha çalıyorum uykularımdan… Daha dolu dolu yaşamak için…
Yeni komşum aradı… Böylece telefon defterime yeni bir isim, hayatıma yeni bir arkadaş daha eklendi…
“Diğer yeni komşularınız merak ediyor sizi, tanıştıracağım herkesle” dedi…
Tek bilmek istediğim; kızların saçına taktığı pembe tokaları unutup, arabadan eşyaları taşırken yeni mahallemizde yeni komşularımıza ‘merhaba” diyen kahraman sevgilimi saç aksesuarlarıyla gördükten önce mi, sonra mı bu tanışma isteği…?
Hiç saymayın, ben saydım…
Tam 20 defa “yeni” kelimesini kullanmışım…
Yeniler…
Pardon, sevgiler…
Etti 21!
Başlıkla beraber 22… Hastalık gibi…
::n::