Bir hamile ile bir annenin aşermeleri arasında bir çok fark vardır…
Hamile aşerdiğini kastedip –ki özür dilerim ama ben bu olaya hiç inanmıyorum- turşuları, çukulataları, erikleri bir güzel lüpletir…
Benim gibi bir anne ise; bir fincan sıcak çaya, bir sabah geç uyanmaya, ayaklarını uzatıp oturmaya, kitabına, dergisine, maniküre, masaja, arka fonda çığlık/gözyaşı vs. olmadan bir arkadaşını telefonla aramaya ya da bir önceki postumda belirttiğim gibi {ve bu kendim için geçerli bir durum} boyaya, fırçaya, tuvale falan aşerir…
Malesef etrafında koşa koşa o tuvali, boyayı getiren birileri yoktur… “Sen yorma kendini, otur şovalenin önüne, çiz eskizini, nerede margaritan?” demez kimse…
Çünkü; zaten diyecek bir gönüllü çıksa bile {Teşekkürler Aşkım!}; o çocuklar bir sebeple hep anneyi isterler…
Bu böyle gelmiş, böyle gidecek bir durumdur…
Bunca laf kalabalığına demek istiyorum ki;
Onca reklam arasında ne boyalarıma, ne fırçalarıma dokunamadım… Seramiklerimle buluştuk 1-2 kere, hepsi bu…
Derin hastaydı… Sonra Selin… {Biz hiç hak geçmiyoruz, malum…}
Şimdi iyiler ve tek istediğim de bu zaten…
Fırça, boya hak getire…
Belki yarın…
İster mi canım?
Peh!
Belki…
Ütüler biterse, ev kirlenmezse, doktora gidilmezse, ilham gelirse…
Gelir mi ilham?
İlhaaaaaam!
Duyduysan üç kere tıkla!
…
TIK!
TIK!
TIK!
Kim ooooo?!
::n::
{Babacım, bu postumu sana ithaf ediyorum! :) xo, n.}