Kaçamakların kötüsü olur mu hiç Blog, söyle bana?
Asla!
Yemek öncesi gizlice yenen çukulata mesela – lezzet kaçamağı…
Kimseye yakalanmadan sevgiliden alınan ve verilen öpücük – aşk kaçamağı…
Parkta, sahilde piknik – mutfağa mola kaçamağı…
Kızlardan yorulup oturunca – kahve kaçamağı…
Diyete başlamadan jübile yapınca – pasta kaçamağı…
Evden ve evin işinden uzaklaşmak için - haftasonu kaçamağı…
Hepsi güzel…
Hele haftasonu kaçamağı…
Öyle bir yerdeydik ki Blog,
Lake Tahoe’yu duydun mu?
Görülesi mekan… Göl öyle büyüktü ki; kendi bile inanmıyor göl olduğuna… Denize özenmiş gibi nasıl bir dalga… Gölde dalga olur mu? Ben çok yadırgadım mesela…
“Kendine gel, sen gölsün arkadaşım” demek istedim ama o kendinden emin dalgaları öyle cesaret verdi ki, imrendim… İmrendim… İmrendim…
Bir de ne Blog, biliyor musun? Göl benim kızlarıma sevgim kadar büyüktü… Bir yanında California, diğer yanında Nevada… İki eyalet öyle güzel paylaşmışlar ki bu mekanı; onu kendime benzetmek çok keyifliydi…
Sırf burada yazacağım için civarındaki çamları da saymak isterdim – hani verdiğim bilgi doğru olsun diye ama – çam kokusu öyle çarptı ki; aklımda olan tek şey biraz daha uyku göl rüyalarında…





