Dünkü postumdan dolayı tuhaf bir vicdan azabıyla uyandım bu sabah…
Kendime biraz daha sakinleşmem gerektiğini söyledim…
Makul olmam gerektiğini…
Dalından düşen çiçeğe bile bir şans verip, vazoya koyuyorsun bari ona da ver dedim…
Üzüldüm, dün çok ağır bir yazı yazdım diye…
Koyun melermiş, aptal gülermiş falan… Rahatsız oldum tarzımdan…
*
Bugün geldi…
Herşeyin iyi tarafını görmeye gayret ettim…
Samimiyetle...
Yargılamadan…
Daha çok sorgulamadan...
Ama tedbiri de elden bırakmadan…
Toplantı sırasında Derin’i ve baby-sitterı da götürdüm yanımda…
“Dışarda bekleyin beni” dedim…
Sürekli herşeyi komik buluşu Derin’in çok hoşuna gitti mesela; “böylesi de iyiymiş… Derin pek mutlu” dedim…
Ammavelakin…
Toplantıdan çıktığımda;
1- Derin’in elinde kocaman bir şeker kutusu vardı – tam öğle yemeği öncesi…
Sarı Kart!
2- Derin inanılmaz ağır parfüm kokuyordu…
Sarı Kart!
3- Baby-sitterın rujları sürülüp sürülüp silinmişti…
Kırmızı Kart!
Derin makyajcılık oyunuyla delirmişti ama beni de bildiği için kıza “anne izin vemiyo vuj süümemize” deyip, dudaklarını sildirmişti…
Trene bıraktım...
Bitti...
Neyse...
{Çiçekler Decaf Latte’ye…
Bugün birinci yılını doldurdu diye…}
Ve tabiki size; bir TIKla dünyama uğruyorsunuz diye…