Daha saat çalmadan ve gün ağarmadan uyandığım zaman anlıyorum ki; o gün güzel geçecek…
Size göre {güzel gün} nedir?
İçinde ne bulunması onu güzel kılar?
Beni, herşeyin basit olması mutlu ediyor mesela…
Kızların kahkahası ya da kraker yerken çıkan katır kutur sesleri…
Süpriz telefon… Beklenmedik bir müjde…
Sahilde… Bahçede… Doğada olmak…
Üşüyünce bir bardak sıcak çay…
Isınınca naneli limonata…
Basit, çok basit şeyler…
Bugün bütün gün bahçedeydim…
Türkiye’deyken bakımsız kalan çiçeklerime zaman ayırdım…
Toprağa dokunmak nasıl güzel bir duygu…
Lavantanın inanılmaz yüzsüz bir çiçek olduğuna karar verdim… Bakmazsan, ilgilenmezsen bile coşuyor demek ki… Belki de çok sevdiğimi bildiği için şımarık böyle… Ya da ben yokken meydan bir tek ona kaldı diye… Ellerim hala lavanta kokuyor bunu yazarken mesela; bu harika kokusuna duyduğu özgüven de olabilir sebep…
Ama menekşem üzüyor beni…
Bir açsa… Topu topu minik, mor bir çiçek istiyorum… Ama oralı bile değil…
Sabah Selin’i okula bıraktıktan sonra gittiğim çiçekçi, menekşelere dair birkaç ipucu verdi…
En çok sabah güneşini severmiş…
Vitamine bir türlü doyamaz, hep aç olurmuş…
Yapraklarına mutlaka su fıslatmak lazımmış – ki yapıyordum bunu…
En ilginci; ışık altında şımarıp açarmış daha çok… Bayaa bildiğimiz okuma lambası altında…
Arada onu sevdiğini söylemeyi de ihmal etme dedi…
Olduuuu!
Çiçekçi tam benlik…
Eve gelince söylenenleri uyguladım aynen… Bakalım?
Sonra…
Tam çiçeklerle uğraşırken bir peri doğdu burnumun dibinde… Derin’e seslendim hemen!
“Derin koş… Bir bebek kahkaha attı ve onu duyan peri doğdu şu an, koşşşş! Bak!”
Ama Derin’in afyonu hala patlamamıştı…
O gelmedi diye gönlümü almaya başkası geldi…
Lavanta gibi bu da kelebeğin yüzsüz olanıydı…
Poz vereni… Tepende gezeni!
Ve…
Son olarak ta, çok alakasız olacak ama... dikmeyi düşündüğüm teddye başladım…
Kızlar ne istediklerini çizdiler birara…
Neyseki hemfikiriz…
Güzel bir gündü…
Gayet basit ve yazın son saatlerine yakışır halde…