Uzun bir yazı olacak gibi bir his var içimde…
Nefes al… Gülümse… Ve yavaşça başla Nilüf… Okuru korkutmadan...
Evde yaklaşık bir aydır bir Santa {Noel Baba} muhabbeti var. Malum… Santa geliyor, hediye getiriyor vesaire ya… Tamam Noel Baba’nın sihirine inansınlar ama işin hediye kısmını hayatlarından beklenti olarak çıkarsınlar istiyorum. Ve bunu biri 6 buçuk diğeri 4 buçuk iki çocuktan beklediğimi farkındayım. Çok zor!
Aralığa adım atmamızla beraber bunun sıkıntısı da oturdu içime…
Yeni yıl, yeni umutlar, hepimiz iyiydik gelsin ciciler, hediyeler aman pek güzel ama nereye kadar… Farkında değiliz ama tıkıldık resmen… Yani sizi bilmiyorum ama ben, biz tıkıldık gibi hissediyorum artık… Kızların kaç Barbisi var sormayın bile, utanırım yazmaya… Biz almadık hepsini tabiki; çoğu hediye ama Derin Santa’dan gene Barbie istiyor ya; deliriyorum.
TV reklamlarına zaten gıcığım – o apayrı bir konu.
Bu işin ucu bucağı nerelere dokunuyor düşündükçe ve kızlar TV’de bir oyuncak reklamı görünce şöyle havalara doğru bakıp “Santacım, bunu da mümkünse getirebilir misin?” diye laf atınca; işin içinden çıkamıyorum.
Numaralandıracağım durumu kendimce…
1- Hediye Vermek mi? Paylaşmak mı? Olay hediye vermek olmamalı… Paylaşmak olmalı… Kaldı ki en başta ben; bayılıyorum sevdiğim birine hediye vermeye ama çoğu zaman kendim yapmayı tercih ediyorum. Yeni yıl/Christmas zamanı insanların stresli bir hal içinde hediye arayışı içine girmelerini doğru bulmuyorum. Gerçekten. Sizce de gereksiz değil mi?
2- Paket içinde olmak zorunda mı? Birşey vermek için almak zorunda mıyız? İlla paket içinde, kutulanmalı mı? Her yanımız zaten doldu… Ben mesela {bir gece kızlara biz bakalım, siz dışarı çıkın} gibi bir hediyeye bayılabilirim. Sevgiyle yapılmış kurabiyeye de… Hmmm… Mis… Dur bugün senin şu arabanın içini bir süpüreyim, sen de o sırada kitabını oku da olur… Olur gerçekten olur!
3- İsraf… Hepsi bir yana; işin bir de israf yanı var… En başta oyuncakların paketleri mesela… Kartonundan, plastiğine ve evdeki hiçbir makasın kesemediği o kutunun en arkasındaki tellere kadar... O tellere hastayım en çok! Ne özenle kıvrılmışlar kendi etraflarında o teller… Çevir, çevir, çevir aklımın dörtte üçünü o tellere kaptırdım ben. Rezillik! Hadi o kutuyu geçelim… Sonra onu eve getirmek için harcanan plastik torba… Eve gelecek bir de janjanlı başka bir kağıtla paketlenecek, süslenecek tabii… O kağıtlara ne demeli? Hmmm… Hepsi üç, bilemedin beş saniye içinde yırtılıp, atılacak… Hepsi… Kaçı recycle edilecek ki?
4- Bütçe… Bu işe ayırdığımız bütçe peki? Bu yıl arkadaşıma, eşime, dostuma şu kadarlık hediye alacağım deyip o sınırların içinde kalabiliyor musunuz? Yapılan harcamanın boyutu nedir? Cebin aldığı hasar? Harcama demişken bir de o dükkandan bu dükkana giderken harcadığımız zaman var tabii… Trafikte geçen zaman ve o trafikte onca saat oturmak için yaktığımız benzin de bir harcama elbette. Biraz daha kurcalarsak durumu alışverişe her çıkışta acıkacağınızı da ve dışarda birşeyler yiyeceğinizi de düşündünüz mü peki? {Benim bugün biraz düşünecek bol vaktim vardı da… Belli oluyor mu? He! He!}
5- Psikolojik baskı uygulayan reklamlar… Yıllarca reklam alanında çalıştığım halde, en çok yılbaşı zamanı kendi işimden nefret ediyorum. Kocasına araba anahtarı hediye eden kadınlar, karısına pırlanta yüzük takan kocalar… Hepsi yılbaşı öncesi kalitesizce daha da coşuyor. İzleyicide de ister istemez bir mecburiyet hissi oluşuyor tabii … Gereksizce…
6- Akaryakıt… Bundan bahsetmek istiyorum çünkü alışverişe gitmek için hepimiz trafikte oturacağız, bunu biliyoruz. Her yere ulaşmak biraz daha zor olacak, her park yeri daha da dolu olacak – sırf yeni yıl alışverişi yapıyoruz diye… Hadi evden online ısmarlayalım diyeceğim ama onun ucu da akaryakıta dayanıyor… Kapımıza kadar bir taşıt getirecek. Ondan evvelki ham maddenin fabrikaya gelişini, ordan depolara, ordan dükkanlara gidişini ve çoğunun da büyük ihtimalle taa Çin’den gelişini anlatmıyorum bile. Ne için? Biz hediye alacağız diye…
7- Açlık… Dünyada hala açlık var… Malesef! Hala yemek, ilaç ve temiz içme suyu bulamayan insanlar var… Niyetim kimseye vaaz atmak değil yanlış anlaşılmasın; sonuçta çoğunu kendime de hatırlatmak için yazıyorum zaten. “Dünyada durum bu Nilüf! Bir tane daha Barbie almayacaksın, ona göre!” diyorum. Hediye almak yerine bir kişinin karnını doyursam?
8- Ve bitmeyen dağınıklık… Aldığımız hediyelere ne oluyor peki? O gömlek kesin olacak mı? Peki sırf ben üzülmeyeyim diye mi saklayacak o hediyemi? Sırf ben aldım diye belki de beğenmese bile tutacak orda… Karşımızdakini bu zorunluluğa sokmak gerekli mi ki? Sırf bir yılbaşı hediyesi aldık diye?
9- Peki çocuklar??? Benimkiler 6 ve 4 yaşında – her oyuncağa delirdikleri, Santa’ya inandıkları bir yaştalar…
Of -ki ne off!
Ama bugün gözü kararttım; bahsedeceğim bu mevzulardan hafifçe…
Çünkü böylesıne büyük tüketici kitlesine sahip bir ülkede, onları da sürekli alan, tüketen birey olarak yetiştirmek istemiyorum.
İşim zor yani…
Bu şahane düşünceler içinde aldım ikisini de, bu mevzuları konuşmak üzere bir parka götürdüm… Hani mekan istedikleri yer olursa, konuya ilgi-saygı da ona göre orantılı olur ve bu işten karlı çıkarım düşüncesiyle…
Tabii Derin’e daha mevzuyu açmadan koptu birşeye ve sadece dinledi uzaktan uzaktan…
Neyse.
Sevimli bir anne ses tonuyla {-ki çok zor o tonu doğru kıvamda yakalamak bazen} bu Noel Baba – Santa meselesinin çok abartılmaması gerektiğini ve olayın bir dolu hediye almaktan daha farklı olduğunu anlatmaya çalıştım.
Dinlediler… Derin uzaktan uzaktan…
Selin’e sordum önce:
- Anladın di mi Selinciğim? Önemli olan neymiş?
- Hediye değil… Vermek… Yani sevgimizi vermek, beraberiz diye şükretmek ve mutlu olmak…
İç ses : Vay be! Ben bile şükretmek, mutlu olmak falan dememiştim… Kendi bakış açısı…
- Derinciğim, anladın di mi sen de?
- Ben biliyordum ki bunları zaten!
İç ses : Sinirliyiz biraz ama olsun, anladı o da… Harika!
Pekiiiiii böylesine sıkıcı {ama mühim} bir post yazmamın sebebi sizce ne olabilir?
A- Gün içinde sürekli ağlayan Derin
B- Ödev yapmak istemeyen Selin
C- Noel Baba
D- Halıya döktüğüm kola
E- Topallayan Paşa
F- Yolladığım siparişin postada kaybolması
G- Hep üşüyen ayaklarım
H- Yukardakilerin hepsi
I- Hiçbiri
Doğru cevap; H şıkkı arkadaşlar…
Malesef böyle bir gündü! Ugh!
*Bu hediye konusunun ingilizcesi için buraya! *