Eskiden güzel bir rutin içindeydim bu blog konusunda. Sabahları Paşa’yla yürüyüşümü yapar, eve döner ve çayımı içerken ya blog okur, ya blogumu yazardım. Eleman gitti gideli yürüyüşler Papatya ile daha kısa… O sevmiyor Paşa gibi yürümeyi… Gergin, endişeli ve eve dönme telaşında… Haaa bir de havlıyor… Paşa’yı arıyor sanırım; bu kadar havlamazdı çünkü…
Çok özlüyorum oğlumu… Yürüyüşlerimizi… O kabadayı hareketlerine rağmen çiçekleri farkedip koklamasını, kuşları, kelebekleri hayran hayran izlemesini…
Sonra beni dinlemesini…
Şimdi anlatmak istediğim herşey içimde sıkıştı kaldı sanki…
Bir yazı yazmıştım bu yürüyüşlerimize itafen… O varken…
Somerset Life yayınladı yazıyı bu ay… Ama Paşa’m yok…
Okuyamadım… Sevinemedim…
Böyle…
Bloga uğrayıp, yazmayınca kızları özleyenler oldu, affola…
Hatta ay mektuplarını soranlar bile oldu…
Sağolun…
İkisi de iyiler…
Derin 6 oldu… Selin 8’e hazırlanıyor…
Paşa mevzusunda ise; “gelmeyecek artık” dedik…. O kadar…
Hala bir yerlerde yaşıyor gibi bahsediyorlar Paşa’dan… Sağda solda bizim iki köpeğimiz var diyorlar…
Kendime bu yüzden biraz sinir de olmuyor değilim… Çocuklara doğru düzgün açıklayamadım diye…
Yaz geldi buralara…
Çim, toprak, ağaç yaz gibi kokmaya başladı…
Dünya dönmeye devam…
Okulda resim derslerine devam…
Siparişleri almaya devam…
Anne olmaya devam…
Bir sonraki koşturmacaya devam...
Hayat kolumdan tuttuğu gibi devam…


