Eskiden sahaflara gidince, raflardaki, yerlerdeki o eski kitapların kokusu hemen genzimi yakardı… Dükkanda pek duramaz, kitaplara istediğim kadar bakamaz, hayal kırıklığı içinde alel acele dışarı çıkardım… Şimdi sırf kendimi yoklamak için girdiğim vintage dükkanlarda gene genzim yanıyor böyle… Biraz daha uzun durabiliyorum ama… Büyüdüm herhalde... Ya da sahaflara özlemimden olabilir, emin değilim… Birşey aldığıma veya alacağıma da değil… Koleksiyonum bile yok… Antikadan zaten anlamam… Ama seviyorum o {eskiden birilerinin sevdiği} objelere bakmayı… Kimisine dokunabiliyorum ama çoğuna uzaktan uzaktan…
Hikayeler yazıyorum kimisine…
İlk hallerini hayal ediyorum, zamanın yıprattığı o objelerin…

İlk pırıl pırıl hallerini…
Kim neden aldı ki ve sonra niçin vazgeçti ki diyorum…
O objeden vazgeçilmişlik duygusu buruyor biraz beni…
Sonra olmadık şeyleri merak ediyorum – gereksiz işler müdiresi gibi… Şu pembe çantanın sahibinin ismi neydi ki?… Ruju da böyle pembe miydi peki?
Genelde yıllarını soruyorum dükkan sahibine… Onlara belli etmemeye çalışıyorum ama “yılını biliyor musunuz bunun?” soruma cevap alamıyorsam, sinirleniyorum için için… Saygısızlık gibi geliyor bu bilememe, kem küm halleri… Oysa hiçbir mecburiyetleri yok ki…
Şu ayakkabılar yaşamın içindeyken de böyle yanyana mıydılar peki?
Deminki pembe çantanın sahibi hatun aşık mıydı birine ya da daha özeli aşkı hiç tattı mı ki?
Bu ayakkabıyı giyen beyfendi evli miydi ve ayakkabılarını her pazar cilalar mıydı deli gibi?
LuLu isimli kedisi ya da bir köpeği olmadığına yemin edebilirim sanki…
Gibi…
Bunun gibi…
Gereksiz işler müdiresi demiştim kendime di mi?…
Ama bunlara cevap aramak güzel duygular katıyor ruhuma… Kendimi iyi hissettiriyor nedense… Kimine aspirin iyi geliyor ya da sabah serinin de koşmak… Bana da bu iyi geliyor işte… Sahibine isim taktığım her obje; Julianna, Elizabeth, Victoria, Sarah, Ayşe yoktur herhalde ama belki Amelia… Hepsi iyi geliyor bana…
Belki benim de bir objem bir gün düşer mi ki böyle bir dükkana…?
2117 yılında mesela?
Gene çok gereksiz bir şeyi merak ettin be Nilüf!
Bravo sana!